YAZARLAR

Doğayı Uyuma Zorlamak Yerine Doğaya Uyum Sağlamak

„Bu pandemi biz insanların doğaya ve hayvanlara karşı

duyarsızlığımız sonucunda meydana gelmiştir.

Doğanın bir parçası olan biz insanlar şunu anlamalıyız:

Eğer doğayı yok edersek, çocuklarımızın geleceğini yok ederiz.

Umarım bu süreçte insanlar gelecekteki

yaşam tarzlarına dair düşünmeye başlarlar.

Her birimiz, her gün birşeyleri değiştirebiliriz.”

 

Bu sözler bilim insanı ve doğa aktivisti Jane Goodall’a ait…

 

Bütün dünya gözle görülmeyen bir virüsü kontrol altına almak adına adeta yavaşladı.

Hızlı yaşantılarımıza ara vermek, evlerimize çekilmek zorunda kaldık.

Bu kısa süre içersinde insanoğlunun yüzyıllardır yorduğu yeryüzü iyileşmeye, doğa tam anlamı ile yenilenmeye başladı.

Dünyanın farklı noktalarında kameralara yansıyan çok etkileyici kareler bunu gözler önüne serdi.

Örneğin, İtalya’nın bazı kıyı kesimleri bu yıl turist akımına uğramadığı için çok uzun bir süre sonra buralarda ilk kez yunus balıkları görüldü.

Türkiye’de, balıkçıların „rastgele“ diyerek attıkları ağlara tonlarca balık girdi.

Bu olanların nedeni ise aşikar, denizler de insanların verdiği zararlardan ve ürettikleri atıklardan arınıp yenilendi bu süreçte.

Biz çevremize, denizlere, doğaya, bitkiye, hayvanlara, çiçeğe ve böceğe – yani aslında etrafımızdaki herşeye zarar veren bir virüs olmuşuz meğer.

Doğayı anlamamış, anlamazdan gelmiş ve hatta bizim istediğimiz yerde istediğimiz şekilde var olması için zorlamışız.

Hayvanları doğal yaşam ortamlarından koparıp ayağımıza getirdik, onları kafesler ardında izleyebilmek adına-yani zaruri olmayan ihtiyaçlar yarattık kendimize. Şimdi o canlıları kendi hallerine bıraktık-bırakmak zorunda kaldık.

Bizim onları sünni bir şekilde evcilleştirmiş olmamızın bir kanıtı ise Japonya’da görüldü.

Orada bir hayvanat bahçesinde heryerde olduğu gibi el ayak çekilmişti.

Ve yıllardır aynı kafeste yaşayan iki panda ilk kez çiftleşti.

Görevlilerin birçok kez onları teşvik etmeye çalıştıkları fakat bu çabaların sonuçsuz kaldığı yazıyordu bir haberde. Yapılması gereken yegane şey onları kendi hallerine bırakmakmış demek ki!

Bu tabloyu görüp karantina süreci bittiğine, normal hayatlarımıza geri döndüğümüzde bugüne kadar yaşadığımız hayatı devam ettirmek büyük bir sorumsuzluk ve büyük bir zulüm olur.

Herşey yerinde, herşey zamanında güzeldir. Doğamızı artık bizim istediklerimizi istediğimiz vakitte yapmaya zorlamayı bırakmalıyız, acilen hemde!

Sebze ve meyveleri mevsiminde yemeliyiz örneğin. Gözümüze hitap etsinler ve kusursuz görünsünler diye onları zararlı kimyasallara boğmayı bırakmalıyız.

Olanla yetinmeyi öğrenmeliyiz mesela.

Her mevsim her sebze ve meyveyi yemenin mümkün olmadığını idrak etmeliyiz.

Toprağın ritmini kendi hisli hayatımıza uyarlamaktansa, kendi hayatlarımızı toprağa göre uyarlamalıyız.

Öğrenmeliyiz, mevsimleri, bitkileri, ekip biçmeyi yani doğanın dilinden anlamalıyız- Ve çocuklarımıza öğretmeliyiz.

Doğa ile ahenk içinde yaşamanın ne kadar önemli olduğunu ve onunla barış içinde yaşamak yerine ona karşı savaşınca ne sonuçlar doğuracağını, bunları anlatmalıyız geleceğin yetişkinlerine.

Her gün et yemeden de yaşanabileceğini anlamalıyız ve yediğimiz hayvanın yaşam şartları nasıldı bunu sorgulamalıyız. Belki alternatifleri görmeli ve onlara hayatlarımızda yer açmalıyız.

Bilim insanları şu konuda hemfikir ki, hayvanların doğru tutulmaması hasta olmalarına yol açıyor.

Bunun sebebi ise insanların gereğinden fazla et tüketmeleri.

Bununla birlikte ise insanların ihtiyaçlarından fazlasını tüketme alışkanlığı doğaya akıl almaz boyutlarda zararlar veriyor.

Şu süreçten öğrenmemiz gereken çok fazla şey var. Kendimizi inzivaya çektik ve insan virüsünden iyileşmiş bir doğa ile karşı karşıya kaldık.

Bu korkunç bir düşünce olmalı, her birimiz için.

Bunu sindirdikten sonra ise geriye tek bir soru kalıyor, yazının başındaki alıntıda söylediği gibi:

Ne yapabiliriz? Her birimiz? Her gün?

Bu bir kısırdöngü. Eğer doğanın hastalanmasına yol açarsak, onun olağan düzenini bozar ve kendimize uyması için zorlarsak sonunda dönüp dolaşıp sonuçlarına yine biz katlanacağız.

ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Back to top button
Close
Close