EĞİTİMYAZARLAR

Işığa Bakmak Cesaret İster!

Bu dönemin son sayısı için hazırladığım bu yazının konusunu çok uzun süre düşündüm. Son haftalarda o kadar çok farklı sorunlarla karşı karşıya kaldık ki hangi konu üzerine yazacağıma bir türlü karar veremedim. Özellikle her gün Twitter’da gündemi takip eden biri olarak aklım epey bir karıştı doğrusu. Dört tarafımız siyasi, toplumsal, ekonomik ve doğa sorunları ile çevrilmiş bulunduğundan mütevellit gündemimiz her gün farklı bir biçim kazanmakta. Ancak bütün bu sorunları, sebeplerini ve neticelerini düşündüğümde bir sonuca ulaştım: Bütün bu problemlerin ana sebebi insan ve insanı bir kalıba girmeye zorlayan normlar. Buna hukuki ve ahlaki kurallar, toplumsal normlar ve baskılar ve insanların sabit fikirliliği de dahil.

Beni çoğu kez insanın özgür olup olmadığı konusunda düşünceye iten bu konulara yıllar önce „Devlet“ adlı eserinde Platon veya toplum içerisinde bilinen ismi ile Eflatun değinmiş hatta bunun için bir alegori oluşturmuştur. Platon „Mağara Alegorisi“ ile antik çağ felsefesinin en önemli metaforlarından birini üretmiştir. Yıllar önce yazılmış bu alegori bana göre şu an ki toplumun mevcut durumunu ve gelecekte de şekillenecek halini isabetli bir şekilde anlatmaktadır.

Platon’un alegorisine göre üç mahkûm bir mağarada zincirlenmişlerdir. Kafalarını çevirmeleri imkansız olan bu insanlar sadece karşıya bakabilmektelerdir. Doğduklarından beri bu mağarada yaşayan üç mahkûm hayatlarında başka hiçbir şey görmemişlerdir. Görebildikleri tek şey arkalarında bir ışıktan mağara duvarına yansıyan gölgeler ve tuhaf seslerdir. Aslında bu sesler ve gölgeler mağarada yanan ateşin arkasından geçen kişiler, nesneler ve çıkardıkları seslerdir. Fakat mahkûmlar yansımaları ve sesleri anlamlandırmaya çalışmakla beraber bu nesnelerin gerçek olduğunu düşünürler.

Görüntülerin ve seslerin dışarıdan yansıyan bir gölge olduğunu anlayamazlar ve dünyanın bu görüntüler ve seslerden ibaret olduğunu zannetmektedirler.

Bir gün mahkûmlardan biri zincirlerinden kurtularak mağara dışına çıkmayı başarır. Çıktığı andan itibaren ilk gördüğü şey güneş ışığı olduğu için gözleri kamaşır ve geçici bir körlük yaşar. Ancak zamanla etrafındakileri görmeye ve anlamlandırabilmeye başlar. Nihayet, duvarda gördüğü nesnelerin ve duyduğu seslerin bir yansıma olduğunu, gerçek olmadığını ve hayatın mağaradan ibaret olmadığını anlar. Büyük bir sevinçle arkadaşlarının yanına mağaraya geri döner ve onlara gerçek hayattan bahseder. Onları zincirlerinden kurtarmayı ve mağaranın dışındaki gerçekliği tanımayı teklif eden mahkûm, arkadaşlarından olumsuz bir cevap alır. Diğer mahkûmlar arkadaşlarının delirdiğini düşünerek, ona şiddet uygularlar ve dışarı çıkmayı ret ederler.

Alegoriyi çözümlediğimiz taktirde mağara’nın toplumu, zincirin insanları belirli sınırlar ve kalıplara zorlayan kural ve normları, zincirlenmiş insanların toplumdaki insanları, mağara duvarına yansıyan gölgelerin toplumda kabul edilen ve benimsenen doğruları ve geçici körlüğün ise yolunu kaybetmişliği temsil ettiğini anlıyoruz.

Elbette bu metaforu sizler kendi hayatınız için farklı şekilde yorumlayabilirsiniz. Bana göre içinde bulunduğumuz toplumu, insanların bakış açılarını, belirlenmiş ve bir türlü dışına çıkılamayan normları daha iyi anlatabilen bir metafor ve alegori bulunmamaktadır. Bu sebeple sadece şunu söyleyerek yazımı sonlandırmak isterim: „Esaret ve karanlık rahattır, oysa gerçekler ve ışığa bakmak cesaret ister.“

 

ähnliche Artikel

2 Kommentiert

  1. Meltem, ‘işığa bakmak cesaret ister’ baslıklı yazını dikkatle okudum. Iki kelimeyle düşüncemi söylemek istiyorum: Sana hayranım. Bir düşünce ancak bu kadar net, açık, anlaşılır, kısa ve öz anlatılabilir. Sana hayranım. Başka söze gerek yok. Yolun açık olsun. Selam ve sevgilerimle. Ramazan Tığlı

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"