EĞİTİMYAZARLAR

Öğrenmemiz Gereken Yabancı Dil: Sevgi Dili

Bir yabancı dil öğrenmek istediğinizde çok kitap okumanız, kelimeler ve terimler ezberlemeniz, farklı alıştırmalar yapmanız gerekir. Yabancı dili geç yaşta öğrendiğiniz taktirde bir aksan ortaya çıkabilir ve siz o aksandan kurtulmak için birtakım egzersizlere başvurabilirsiniz. Bu durum aslında sevgi dili için de geçerlidir. Sevgi dili de geç öğrenildiğinde aksanlı olur ve o aksanı düzeltebilmek için bir hayli çaba sarf etmek gerekebilir. Sevgi dilini öğrenememiş kişilerin, tıpkı yabancı dil öğreniminde olduğu gibi, birçok yönteme başvurmaları gerekecektir. Kaldı ki yabancı dil, herhangi birinden öğrenebilinirken, sevgi dilini öğrenebileceğimiz kişiler ilk muhataplarımızdır, yani anne ve babamız.

Sevgi dili nedir diye sorarsanız, Mevlana’nın şu sözünü hatırlatmak isterim: „Sevgi, şifadır. Sevgi, güçtür. Sevgi, değişimin mührüdür. “ Yani sevgi dili şifanın, gücün, değişimin dilidir. Tolstoy da bu bağlamda çok benzer bir tanım kullanmıştır. „Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur; sevgi yüzünden tortular durulur, arınır; sevgiden dertler şifa bulur; sevgi yüzünden, padişah kul kesilir.“ Yani sevgi dili bizleri acılarımızdan arındırır, iç sıkıntılarımızdan kurtarır ve kişisel gelişimimizde bizi şifamıza götürür.

Anne babaların çocuklarına kullanamadıkları sevgi dili çocuklarda birçok negatif etkiyi beraberinde getirir. Çocukların bu etkilerden kurtulmaları uzun bir süre ve efor gerektirebilir. Aynı şekilde çocuklar sevgiyi öğrenemezlerse, başkalarına aktaramazlar. Sevgisiz büyüyen çocuklar bir süre sonra kendilerini sevilmeye değer görmeyen kişiler olarak görürler ve bu durumdan kendilerini sorumlu tutabilirler.

Böylelikle okulda, ileriki yaşlarda çalıştıkları yerlerde ve sosyal çevrelerinde birçok farklı sorun yaşayabilirler, çünkü sevgi başarının en büyük temelidir. Başarı motivasyonu kişiye, hangi engeller ortaya çıkarsa çıksın, herşeye rağmen harekete geçebilme isteği ve arzusu verir. Temeli oturmamış bir evin içerisinde huzurla, rahat bir şekilde yaşayabilir misiniz? Aynı şekilde sevgi temeli eksik olan kişiden ne derecede bir başarı bekleyebiliriz? Sevgi dili öğrenilmediği sürece başarı dili de öğrenilemez.

Evet, nice zorluklardan geçmiş, anne-babasız büyümüş kişilerin başarılarını izliyoruz ekranlarda çoğu kez. Ancak kişi hayatı boyunca ne denli başarılı ve varlıklı olsa da, şüphesiz içinde oluşan boşluğu hiçbir şey dolduramaz. Birçok kez başarıya ulaşma tutkusu ise içimizdeki boşluğu, sevgisizliği, sevgi doyumsuzluğunu gidermek ve insanlar tarafından beğenilmek, sevilmek, takdir edilmek için bilinçli ve bilinçsiz bir şekilde oluşur.

Şüphesiz her anne, baba evladını sever. Ancak bahsettiğimiz şey anne ve babaların çocuklarına karşı içlerinde besledikleri şefkat ve merhamet değil, bu hisleri nasıl ve ne derecede dışarı vurması. Tam olarak bu noktada özellikle babalarımızın bu konudaki rolünün önemine değinmek isterim. Toplumumuzda oluşan belirli algılar sebebi ile babaların çocuklarını birçok kez ihmal ettikleri, onlara sevgilerini yeterince gösteremediklerini
gözlemleyebiliyoruz. Her çocuk bir gün yetişkin olacak, annelik veya babalık duygusunu tadacaktır. Ancak öğrenemediği sevgiyi kendisi de evladına gösteremeyecektir. Zaten bu sebepten dolayı da babalarımız sevgilerini göstermekte zorlanmıyorlar mı? Sevgi dilini kullanmayı öğrenemedikleri için…

Babaların çoğu kez otoritelerini korumak için sevgi dilinden vazgeçtiklerine şahit oluyoruz. Babalar çocuklarının gelişimlerinin üzerindeki etkinin farkında olmadıkları için bu durum ortaya çıkabiliyor. Nitekim toplumda annenin çocuk üzerindeki sorumlulukları konuşulurken, ki bu konunun önemi yadsınamaz, babanın rolü arka plana atılıyor ve çocuğun üzerindeki etkisi toplum içerisinde göz ardı edilebiliyor.

Oysaki çocuk dış dünyayı ilk kez babası ile keşfediyor. Annesi ile kendini zaten bir bütün olarak gören bebek, babası sayesinde dış dünyaya karşı güven duymayı öğreniyor. Babanın aktif varlığı ve kurduğu pozitif iletişim çocuğa hem dış dünyaya güven, hem de öz güven veriyor. Altını çizmek isterim: Babanın varlığı değil, aktif varlığı.

Burada aktif varlıktan kasıt akşamdan akşama sofrada konuşmak değil, sohbet etmek, çocuğa zaman ayırmak, onunla vakit geçirmek, beraber/ailecek farklı aktiviteler yapmaktır. Böylelikle sağlam bir iletişim ortaya çıkabilir. İletişim eksikliği veya olumsuz iletişimin var olduğu bir ilişkide çocuğun ne başarıya ulaşması ne de mutlu olması mümkündür. Babası tarafından sürekli birileri ile kıyaslanan ve azarlanan çocuk öz güven eksikliği çeker, en ufak
başarısızlıkta pes eder, kendi ile alakalı bir fikir oluşturamaz, kendi için yeterli ve gerekli olanları değil, başkalarının ondan beklediğini yapar.

Freud’a göre baba figürü aynı zamanda güç ve kontrolü de temsil eder. Babanın eksikliği ve pasif varlığı bu hissiyatın aktarılmasını engeller ve çocuğun ileride kuracağı ilişkileri zedeler. Çocuk baba sayesinde paylaşma duygusunu da öğrenir, çünkü hayatında ilk kez biriyle, yani babasıyla, ona en yakın olan kişiyi, yani annesini paylaşacaktır.

Özellikle babalara soruyorum: Özgüveni ve dış dünyaya güveni eksik olan, paylaşmayı bilmeyen, özdeğeri olmayan çocuk ne kadar mutlu olabilir? Mutlu olmayan çocuk ne kadar başarılı olabilir? Annenin çocuğun gelişimindeki rolü tartışılmaz, ancak babanın çocuğun ruhsal gelişimindeki rolü göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Bu yüzden babanın varlığı yetmez. Babanın (mümkün olduğu kadar) aktif varlığı önemlidir.

“Ben önemliyim, değerliyim, seviliyorum, özgürüm, güvenilirim” diyerek kendini tanımlayabilen bir çocuk için kapının yarısı açılmış demektir ve hayatında her anlamda başarıya bir şekilde ulaşacaktır.

İsviçreli Eğitim Bilimci Pestalozzi, eğitimde sevginin önemini şu cümleler ile ifade eder: ”Kutsal, iyi, eğitici olan, insanı ahenkli bir şekilde gelişmeye götüren her şey, sevgi denilen tek bir merkezden doğar. Hiç şüphe yok ki, bütün beşerî duygular arasında, çocukta insan tabiatının en yüksek, en özlü anlamı belirten sevgi duygusudur. Sevgi ve o sevgi ile birlikte çocukta fışkıran ruhî etkinlik, şüphesiz, gelişmenin müşterek, olumlu ve sarsılmaz hareket noktasını teşkil eder; ruhumuzu yükseltebilecek bütün istidatlar yalnız ve ancak ondan doğabilecektir.”

Unutmayın: Sevgi=Mutluluk=Başarı.
Sevgiyle kalın…

 

ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"